DMP Disleksi Müdahale Programı, gelişimsel disleksi ve özgül öğrenme güçlüğü yaşayan bireylerin nörobiyolojik ihtiyaçlarına göre özel olarak geliştirilmiş, uluslararası “Yapılandırılmış Okuryazarlık” standartlarına dayanan kanıt temelli bir eğitim protokolüdür. Bu sistem, okuma güçlüğünün temelinde yatan fonolojik işlemleme ve dikkat eksikliklerini hedef alarak, beynin dili çözümleme mekanizmalarını yeniden yapılandırır. Standart bir okuma çalışmasından farklı olarak DMP; ses farkındalığı, kod çözme ve otomatikleşme süreçlerini çok duyulu tekniklerle işleyen, böylece okuma hızını, akıcılığını ve anlama becerisini kalıcı nörolojik değişimlerle iyileştirmeyi amaçlayan kapsamlı bir rehabilitasyon sürecidir.
Disleksi tanısı alan bir çocuğun beyni nasıl farklı çalışır?
Öncelikle içinizi ferah tutarak başlayalım; disleksi bir hastalık veya zeka geriliği değildir. Çocuğunuzun beyni, dili işlerken çoğunluktan biraz daha farklı bir yol izler. Okuma dediğimiz eylem, insan beyni için konuşmak kadar doğal bir süreç değildir. Konuşmayı doğduğumuz andan itibaren çevremizden duyarak kendiliğinden öğreniriz. Ancak okumak için beynin görme, işitme ve dil merkezlerinin kusursuz bir uyum içinde ve birbirine bağlanarak çalışması gerekir.
Disleksili bireylerde, harfleri seslere dönüştüren ve bu sesleri birleştirip anlamlı kelimeler oluşturan beyin ağlarında, özellikle sol yarım kürede farklılıklar görülür. Bu çocuklarımız, kelimeleri otomatik olarak tanımakta zorlanırlar. Onlar için her okuma deneyimi, sanki o kelimeyi ilk kez görüyorlarmış gibi yoğun bir enerji ve dikkat gerektirir. Bu durum çocuğun çabuk yorulmasına ve okumaya karşı isteksizlik duymasına neden olabilir. İşte DMP, bu nörolojik farklılığı hedef alır ve beynin bu zorlu işlemi daha verimli yapabilmesi için yeni yollar inşa etmesine yardımcı olur.
DMP Programı kapsamında ses farkındalığı neden bu kadar önemlidir?
Okuma becerisinin temeli, harflerden değil seslerden başlar. Biz buna “Fonolojik Farkındalık” diyoruz. Çoğu zaman gözden kaçan ama disleksinin temelinde yatan en büyük eksiklik, sesleri fark etme ve ayırt etme becerisindeki zayıflıktır. Çocuğunuz konuşurken kelimeleri bütün olarak duyar ancak bu kelimelerin içindeki küçük ses birimlerini (fonemleri) ayrıştırmakta zorlanabilir.
Örneğin “kitap” kelimesini duyduğunda, bunun k-i-t-a-p seslerinin birleşiminden oluştuğunu zihninde canlandıramayabilir. Bu ses farkındalığı gelişmediğinde, harfleri öğrenmek de bir anlam ifade etmez. Çünkü çocuk, harfin hangi sese karşılık geldiğini ve bu seslerin nasıl birleşip kelime olduğunu kavrayamaz. Programımızda, çözümleme çalışmalarının merkezine bu ses farkındalığını koyuyoruz. Çocuğa önce sesleri duymayı, bunları manipüle etmeyi ve harflerle doğru eşleştirmeyi öğretiyoruz. Bu temel sağlam atılmadan, üzerine bina edilecek her okuma becerisi ne yazık ki sallantıda kalacaktır.
Eşzamanlılık ilkesi ile öğrenme süreci nasıl desteklenir?
Disleksili bireylerin eğitiminde en kritik noktalardan biri, bilgiyi beyne nasıl sunduğumuzdur. Tek düze, sadece anlatıma dayalı veya sadece tahtadan okumaya dayalı bir yöntem bu çocuklarda kalıcı öğrenme sağlamaz. Çünkü kısa süreli bellekleri veya işitsel işlemleme becerileri zayıf olabilir. Bu noktada DMP’nin “Eşzamanlılık” (Simultaneity) prensibi devreye girer.
Bu yöntem öğrenme sırasında beynin farklı duyusal kanallarını aynı anda, senkronize bir şekilde çalıştırmayı hedefler. Çocuğun bir bilgiyi öğrenirken sadece görmesi veya duyması yetmez; onu hissetmesi ve yaşaması gerekir. Beyinde güçlü ve kalıcı nörolojik bağlar kurabilmek için kullandığımız temel duyusal giriş kanalları şunlardır:
Görsel
İşitsel
Kinestetik
Dokunsal
Derslerimizde bu kanalları aynı anda aktif ederiz. Çocuk bir harfi gözüyle görür, ağzıyla o harfin sesini çıkarır ve aynı anda parmaklarıyla pürüzlü bir yüzeye o harfi çizer veya havada yazar. Bu “gör-duy-yap” üçlemesi, beynin farklı bölgelerini aynı anda ateşler. Eğer çocuğun görsel hafızası zayıfsa, kas hafızası (kinestetik) devreye girerek öğrenmeyi destekler. Bu çoklu destek sistemi, bilginin uçup gitmesini engeller ve öğrenilenlerin uzun süreli belleğe güvenle aktarılmasını sağlar.
Eğitimde izlenen ardıllık ve sıralama neden kritiktir?
Disleksili çocuklarımızın zihni genellikle dağınık olabilir; organizasyon, planlama ve sıralama becerilerinde güçlük yaşayabilirler. Karışık, düzensiz veya atlayarak giden bir eğitim programı, onların kafasını daha çok karıştırır ve kaygılarını artırır. Bu yüzden programımızda “Ardıllık” (Sequencing) ilkesi hayati bir önem taşır.
Bu ilke, öğretimin son derece sistematik, adım adım ve kümülatif ilerlemesi gerektiğini söyler. Tıpkı bir binayı inşa eder gibi, temeli sağlamlaştırmadan birinci kata, birinci kat bitmeden çatıya çıkmayız. Konular en basit seslerden ve kurallardan başlar, çocuk bunları tamamen sindirip %100 başarı sağladığında bir sonraki, daha karmaşık aşamaya geçilir. Asla “bunu zaten biliyordur” varsayımıyla hareket edilmez.
Ayrıca süreç kümülatiftir; yani yeni bir bilgi öğretilirken, geçmişte öğrenilen her şey sürekli tekrar edilir ve yeni konunun içine yedirilir. Bu sistematik tekrar, çocuğun “öğrendim ama unuttum” demesini engeller. Her derste başarabileceği, seviyesine uygun ve yapılandırılmış görevlerle karşılaşan çocuğun kendine olan güveni artar ve öğrenilmiş çaresizlik duygusu yerini “yapabiliyorum” inancına bırakır.
Otomatikleşme çalışmaları okuma hızını nasıl etkiler?
Ailelerin en sık dile getirdiği sorunlardan biri, “Çocuğum harfleri öğrendi, okuyor ama çok yavaş, robot gibi okuyor ve okuduğunu anlamıyor” şikayetidir. İşte burada programın “Otomatik Patern Çalışmaları” ve Hızlı İsimlendirme (RAN) modülleri devreye girer.
Türkçe gibi yazıldığı gibi okunan dillerde çocuklar genelde doğru okumayı öğrenirler ancak akıcı okumada takılırlar. Okuma hızı ve akıcılık, okuduğunu anlamanın anahtarıdır. Beynimizin çalışma belleği sınırlı bir kapasiteye sahiptir. Eğer çocuk, enerjisinin tamamını harfleri birleştirmek, kelimeyi çözmek için harcarsa, cümleyi bitirdiğinde cümlenin başını unutur. Anlam için geriye bilişsel bir enerji kalmaz. Bu nedenle hedefimiz sadece doğru okumak değil “zahmetsiz” ve “otomatik” okumaktır.
Akıcılık eksikliğinin ve otomatikleşme sorununun en belirgin işaretleri şunlardır:
Yavaş okuma
Hecelere bölme
Okurken uydurma
Satır takibi zorluğu
Okuma sırasında çabuk yorulma
Okuduğunu anlatamama
DMP, özel tekniklerle harf ve kelime tanıma hızını artırır. Böylece okuma eylemi refleksif bir hale gelir, beyin kapasitesi boşa çıkar ve çocuk bu kapasiteyi metni anlamak, yorumlamak ve keyif almak için kullanabilir.
Bu program beyin yapısında kalıcı bir değişim sağlar mı?
Kesinlikle evet. Nörobilimdeki en heyecan verici keşiflerden biri “Nöroplastisite” kavramıdır. Bu beynin uygun eğitim ve tekrarlarla fiziksel yapısını değiştirebilme, yeni sinir ağları oluşturabilme yeteneğidir.
Türkiye’de ve dünyada yapılan araştırmalar, DMP gibi yapılandırılmış ve yoğun programların, disleksili çocukların beyin fonksiyonlarında ölçülebilir iyileşmeler sağladığını kanıtlamıştır. Düzenli eğitim alan çocukların beyin görüntüleri incelendiğinde, dil ve dikkat ağlarındaki bağlantıların güçlendiği ve normal okuyucularınkine benzer bir aktivite göstermeye başladığı görülmüştür. Yani uyguladığımız yöntemler çocuğa sadece balık vermez, balık tutmayı öğretir; beynin okuma için gereken “kaslarını” geliştirir. Bu değişim kalıcıdır ve çocuğun akademik hayatı boyunca ona eşlik eder.
Uygulama süreci ne kadar sürmeli ve ailenin rolü nedir?
Beyindeki bu nörolojik yeniden yapılanma bir gecede gerçekleşmez. Gerçekçi olmak gerekirse, disleksi müdahalesi bir kısa mesafe koşusu değil bir maratondur. Kısa süreli, örneğin birkaç haftalık programlar çocuğa bazı taktikler öğretebilir ancak kalıcı bir akıcılık ve otomatikleşme için uzun soluklu bir çaba gerekir.
Bilimsel veriler, nöroplastik değişimlerin tam oturması ve işlevsel hale gelmesi için en az 12 ila 24 ay süren, yoğun ve disiplinli bir eğitime ihtiyaç olduğunu göstermektedir. Bu süre zarfında seansların düzenliliği ve yoğunluğu başarının en büyük anahtarıdır. Ailelerimizin bu süreçte sabırlı olması, çocuğun motivasyonunu yüksek tutması ve uzmanımızın verdiği yönlendirmelere evde de sadık kalması çok önemlidir.
Yazılı ifade ve kompozisyon becerileri de gelişir mi?
Disleksi sadece bir okuma sorunu değildir; dilin hem alıcı (okuma/dinleme) hem de ifade edici (yazma/konuşma) yönlerini etkiler. Bu nedenle programımız sadece okumaya odaklanmaz, yazılı ifadeyi de (encoding) eş zamanlı olarak geliştirir.
Disleksili öğrencilerde sıkça gördüğümüz yazım hataları şunlardır:
Hece yutma
Harf ekleme
Harflerin yerini değiştirme
Kelimeleri bitişik yazma
Ekleri yanlış kullanma
DMP, okuma ile yazmayı birbirinden ayırmaz. Çocuk doğru okuduğu sesi doğru yazmayı da öğrenir. Ardıllık ilkesiyle, önce harf yazımı, sonra kelime, cümle ve nihayetinde paragraf oluşturma becerileri desteklenir. Böylece çocuk, zihnindeki harika fikirleri kağıda dökerken yaşadığı teknik engellerden kurtulur ve kendini özgürce ifade etmeye başlar. Uzman ellerde, doğru yöntem ve sabırla her çocuğun potansiyeline ulaşması mümkündür.