Özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinde beslenme ve yeme bozuklukları terapisi; nörogelişimsel farklılıklar, duyusal işlemleme sorunları ve oral motor beceri eksiklikleri zemininde gelişen beslenme güçlüklerinin, tıp doktoru gözetiminde bütüncül yöntemlerle tedavi edildiği kapsamlı bir rehabilitasyon sürecidir. Bu klinik yaklaşım besin reddini veya kısıtlı yeme davranışını basit bir iştahsızlık olarak değil biyolojik ve psikolojik katmanları olan tıbbi bir tablo olarak değerlendirir. Uygulanan multidisipliner müdahale stratejileri ve tanısal protokoller sayesinde, bireyin çiğneme ve yutma mekaniği güçlendirilirken, gıdalarla kurduğu duyusal ilişki bilimsel temellere dayalı olarak yeniden yapılandırılır.
Yeme Bozuklukları Sadece İştahsızlık veya Şımarıklık Mıdır?
Toplumumuzda ne yazık ki yeme bozuklukları konusunda yerleşmiş bazı yanlış inanışlar var. Çoğu zaman bir çocuğun yemek yemeyi reddetmesi “şımarıklık” veya ailenin “yeterince disiplinli olmaması” ile ilişkilendirilir. Oysa klinik tecrübemiz bize bunun tamamen yanlış olduğunu gösteriyor. Yeme bozuklukları, ruhsal kaynaklı başlayan ancak bedeni ciddi şekilde hasta eden, kişinin işlevselliğini bozan gerçek tıbbi tablolardır.
Özellikle gelişimsel farklılıkları olan çocuklarımızda bu durum bir “tercih” değil bir “yetersizlik” veya “korku” durumudur. Düşünün ki önünüze konan bir tabak yemek size güven vermiyor, kokusu sizi rahatsız ediyor veya yutarken boğulacağınızı hissediyorsunuz. Böyle bir durumda yemek yemeyi reddetmek, aslında çocuğun kendini koruma mekanizmasıdır. Bizler meseleye bu pencereden bakıyoruz. Çocuğun direncini kırmak için değil direncine neden olan o görünmez duvarları kaldırmak için çalışıyoruz. Biyolojik yatkınlıklar, aile içi dinamikler ve toplumsal baskılar bu duvarların harcını oluşturabilir.
Anoreksiya ve Bulimiya Gibi Klasik Yeme Bozuklukları Hangi Belirtilerle Kendini Gösterir?
Genellikle ergenlik döneminde karşımıza çıkan ve “zayıf olma” arzusunun patolojik bir boyuta ulaştığı durumlar yeme bozukluklarının en bilinen yüzüdür. Ancak bu hastalıklar sadece zayıflamakla ilgili değildir; derin bir kontrol arzusunun ve bozulmuş beden algısının dışavurumudur. Anoreksiya Nervoza vakalarında kişi, aynaya baktığında kemikleri sayılsa dahi kendini kilolu görür. Bu algı bozukluğu o kadar güçlüdür ki mantıklı açıklamalarla düzeltilemez. Bulimiya Nervoza’da ise durum biraz daha farklıdır; kişi kontrolünü kaybedercesine yemek yer ve sonrasında yoğun bir pişmanlıkla bu yedikleri çıkarmaya çalışır.
Bu tür durumlarda ailelerin dikkat etmesi gereken bazı kritik işaretler vardır. Bu belirtiler şunlardır:
- Aşırı kilo kaybı
- Adet düzensizliği
- Sürekli üşüme hali
- Saç dökülmesi
- Ciltte kuruma
- Yemekten sonra hemen tuvalete gitme
- Diş minesi erozyonu
- Sosyal izolasyon
ARFID (Kaçıngan Kısıtlayıcı Gıda Alım Bozukluğu) Nedir ve Neden Önemlidir?
Rehabilitasyon merkezlerinde belki de en sık karşılaştığımız ama adı en az bilinen tablo ARFID’dir. Bu tanı grubundaki çocuklarımızın veya bireylerimizin derdi kilo almak veya vermek değildir. Onlar bedenlerini şişman görmezler. Onların sorunu, gıdanın kendisiyledir. Geçmişte yaşanan kötü bir deneyim, örneğin bir boğulma tehlikesi, şiddetli bir kusma atağı veya alerjik reaksiyon, gıdaya karşı travmatik bir korku geliştirilmesine neden olur.
Çocuk, “Eğer bunu yersem yine nefes alamam” veya “Bu yiyeceğin dokusu midemi bulandıracak” gibi düşüncelerle gıdadan tamamen kaçınır. Bazen de sadece belirli markaların, belirli renkteki ürünlerini tüketirler. Bu seçicilik o kadar uç boyuttadır ki büyüme geriliğine ve ciddi vitamin eksikliklerine yol açar. ARFID, çocuğun sadece “mızmız” olduğu bir durum değil profesyonel destekle çözülmesi gereken ciddi bir kaygı bozukluğudur.
Otizm Spektrum Bozukluğu Olan Çocuklarda Duyusal Sorunlar Yemeği Nasıl Etkiler?
Otizmli çocuklarımızın dünyayı algılama biçimleri çok özeldir. Bizim için sıradan olan bir uyaran, onlar için baş edilemez bir yoğunlukta olabilir. Yeme sorunlarının büyük bir kısmı, işte bu duyusal işlemleme farklılıklarından kaynaklanır. Bir çocuğun ağzına aldığı köftenin pütürlü yapısı, ona ağzında çakıl taşları varmış hissi verebilir. Ya da mutfakta pişen karnabaharın kokusu, bizim aldığımızdan yüz kat daha yoğun bir şekilde ona ulaşarak öğürme refleksini tetikleyebilir.
Bu duruma “Oral Duyusal Savunuculuk” diyoruz. Çocuk, kendini bu yoğun uyaranlardan korumak için besin repertuvarını daraltır. Genellikle “güvenli” buldukları gıdalar şunlardır:
- Kraker
- Cips
- Tost
- Makarna
- Patates kızartması
- Püreler
- Muz
Görüldüğü gibi bu gıdaların ortak özelliği, her seferinde tadının ve dokusunun aynı olmasıdır (paketli gıdalar sürpriz içermez) veya ağızda kolayca dağılmasıdır. Biz terapilerimizde bu duyusal savunmayı kırmak için çocuğu zorlamadan, kademeli olarak yeni dokularla tanıştırıyoruz.
Down Sendromu ve Kas Zayıflığı Olan Çocuklarda Çiğneme Güçlüğü Neden Olur?
Beslenme sadece iştahla ilgili değildir; çok karmaşık bir motor beceridir. Down sendromlu çocuklarımızda veya serebral palsi gibi nörolojik durumlarda sıklıkla “hipotoni” dediğimiz kas gevşekliği ile karşılaşırız. Vücudumuzdaki büyük kaslar nasıl zayıfsa, ağız içindeki, dildeki ve yanaklardaki kaslar da zayıf olabilir.
Yemek yemek için dudakların sıkıca kapanması, dilin lokmayı sağa sola taşıması, çenenin rotasyonel (döngüsel) hareketlerle gıdayı ezmesi ve sonrasında dilin gıdayı geriye, yutağa doğru itmesi gerekir. Kas tonusu düşük olan bir çocukta bu koordinasyon sağlanamaz. Çocuk yemeği çiğneyemediği için ya bütün yutar (ki bu boğulma riski yaratır) ya da ağzında dakikalarca bekletir. Salyasını kontrol edemeyebilir. Bu mekanik sorunlar çözülmeden çocuğa “hadi ye” demek, ona kaldıramayacağı bir yükü taşımasını söylemek gibidir:
Pika Sendromu Hangi Riskleri Taşır ve Çocuklar Neden Yabancı Cisim Yer?
Pika sendromu, besin değeri olmayan maddelerin ısrarlı bir şekilde yenmesi durumudur. Bu durum aileleri haklı olarak çok endişelendirir. Bir çocuğun toprak, duvar boyası, kağıt, saç, ip veya kil yemesi, sindirim sisteminde tıkanıklıklara, zehirlenmelere ve parazit enfeksiyonlarına yol açabilir.
Pika’nın arkasında genellikle iki temel neden yatar. Birincisi biyokimyasal eksikliklerdir; vücut demir, çinko veya kalsiyum eksikliğini gidermek için içgüdüsel bir arayışa girer. İkinci neden ise gelişimsel ve duyusal arayıştır. Özellikle zihinsel yetersizliği olan veya otizmli çocuklar, dünyayı tanımak veya kendilerini sakinleştirmek için ağızlarını kullanırlar ve buldukları maddelerin dokusundan haz alırlar.
Sıklıkla tüketilen maddeler şunlardır:
- Toprak
- Kil
- Sıva
- Kağıt
- Boya parçaları
- Saç
- İplik
- Buz
SOS (Sequential Oral Sensory) Beslenme Yaklaşımı Tedavide Nasıl Kullanılır?
Dünyada en geçerli yöntemlerden biri olan SOS yaklaşımını merkezimizde aktif olarak uyguluyoruz. Bu yaklaşımın temel felsefesi, çocuğu yemeğe zorlamadan, basamak basamak gıdayla barıştırmaktır. Bir çocuğun önüne hiç sevmediği bir yemeği koyup “bunu ye” derseniz, büyük ihtimalle çatışma çıkar. Ancak SOS yaklaşımı, yeme eylemini 6 basamağa böler ve her basamakta çocuğun kaygısını azaltır.
İlk aşama, çocuğun yemeği sadece odada veya masada görmesine tahammül etmesidir. Sonrasında yemeğe dokunmadan araçlarla (çatal, kaşık) etkileşime girmesi sağlanır. Üçüncü aşamada koku alma duyusu devreye girer. Dördüncü aşamada çocuk yemeğe dokunur; eline alır, parmaklarıyla ezer. Beşinci aşama tatmadır; yiyeceği dudaklarına değdirir, dilinin ucuyla tadar ve belki tükürür (bu bile bir başarıdır). Son aşama ise çiğneme ve yutmadır. Bu süreç oyunlaştırılarak yapıldığında, çocuk yemekle arasındaki “savaş” halini bitirir ve “keşif” sürecine başlar.
Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) Yeme Alışkanlıklarını Nasıl Düzenler?
Özellikle yaşı daha büyük çocuklarımızda, ergenlerde ve yetişkinlerde yeme bozukluğuna eşlik eden yanlış düşünce kalıpları vardır. “Eğer bir lokma fazla yersem kontrolümü kaybederim”, “Bu yiyecek zehirli”, “Yemek yemek beni çirkinleştirir” gibi otomatik düşünceler, davranışı yönetir.
Bilişsel Davranışçı Terapi ile biz bu düşünce kalıplarını tespit ediyoruz. Kişinin olayları felaketleştirme eğilimini, siyah-beyaz düşünme tarzını (ya hep ya hiç) ve mükemmeliyetçi yapısını ele alıyoruz. Ayrıca “Duygusal Yeme” dediğimiz, stres, üzüntü veya öfke anında yemeğe saldırma davranışını yönetmeyi öğretiyoruz. Bireye, duygularıyla baş etmek için yemeği bir araç olarak kullanmak yerine, daha sağlıklı baş etme mekanizmaları kazandırıyoruz.
Oral Motor Rehabilitasyon İçin Hangi Egzersizler Yapılır?
Kas zayıflığı veya koordinasyon sorunu olan çocuklarımızda, fizik tedaviye benzer şekilde ağız içi kasları güçlendirmek için özel egzersizler planlıyoruz. Bu egzersizler, çocuğun yemeği daha etkili çiğnemesini ve güvenle yutmasını sağlar. Tıpkı bir sporcunun antrenman yapması gibi, çiğneme kaslarını ve dili çalıştırıyoruz.
Bu kapsamda yapılan uygulamalar şunlardır:
- Pipetle içme çalışmaları
- Üfleme oyunları
- Dudak büzme hareketleri
- Dil çıkarma egzersizleri
- Çiğneme tüpleri kullanımı
- Ağız içi masajlar
- Titreşimli araç uygulamaları
- Farklı dokularla uyaran verme
Klinik Takipte Malnütrisyon Riski Hangi Yöntemlerle İzlenir?
Tedavi sürecinde en çok önemsediğimiz konu, çocuğun fiziksel sağlığının korunmasıdır. Yeme bozukluğu olan çocuklar, yetersiz beslenme yani “malnütrisyon” riski altındadır. Bu durum çocuğun boy uzamasını durdurabilir, beyin gelişimini yavaşlatabilir ve bağışıklık sistemini çökertebilir.
Bu riski yönetmek için düzenli olarak antropometrik ölçümler yapıyoruz. Yani çocuğun boyunu, kilosunu, kol çevresi kalınlığını ölçüyor ve Dünya Sağlık Örgütü’nün belirlediği standart eğrilerle (Z-skorları) karşılaştırıyoruz. Sadece tartıdaki rakam bizim için yeterli değildir. Gerekli durumlarda kan tahlilleri isteyerek albümin, demir, B12 vitamini gibi değerleri kontrol ediyoruz. Eğer ciddi bir eksiklik (akut malnütrisyon) tespit edersek, beslenme programını tıbbi takviye mamalarla destekliyor ve süreci daha sıkı takip ediyoruz.
Aileler Evde Tedaviyi Desteklemek İçin Neler Yapmalıdır?
Rehabilitasyon merkezinde haftada birkaç saat yaptığımız terapilerin başarısı, aslında evdeki devamlılığa bağlıdır. Ailelerimizden istediğimiz en önemli şey, yemek zamanlarını bir “savaş alanı” olmaktan çıkarmalarıdır. Masada gerginlik, bağırış, zorlama veya pazarlık (bunu yersen tablet veririm gibi) varsa, çocuğun beyni yemek yemeyi “tehlikeli ve stresli” bir olay olarak kodlar. Stres hormonları salgılandığında ise iştah fizyolojik olarak kapanır.
Ailelere önerilerimiz şunlardır:
- Model olmak
- Rutine sadık kalmak
- Zorlamayı bırakmak
- Ekranı kapatmak
- Porsiyonları küçültmek
- Çocuğu sürece dahil etmek
- Sabırlı olmak
Çocuğun tabağına yiyebileceğinden çok daha az yemek koymak, onun üzerindeki “bitirme baskısını” azaltır. Ayrıca çocuğu alışverişe götürmek, sebzeleri yıkamasına izin vermek, yemeğe dokunmasını (ve dolayısıyla duyusal olarak alışmasını) sağlar.
Multidisipliner Ekip Çalışmasında Hangi Uzmanlar Yer Alır?
Beslenme ve yeme bozuklukları o kadar çok yönlüdür ki tek bir uzmanlığın altından kalkması mümkün değildir. Bu yüzden merkezimizde tam bir takım oyunu sergiliyoruz. Her uzmanın çocuğun hayatına dokunduğu farklı bir nokta vardır ve bu noktalar birleştiğinde başarı gelir.
Bu ekipte yer alan uzmanlar şunlardır:
- Tıp Doktoru
- Çocuk Gelişim Uzmanı
- Psikolog
- Diyetisyen
- Ergoterapist
- Dil ve Konuşma Terapisti
- Fizyoterapist
- Özel Eğitim Öğretmeni
Doktor genel tıbbi durumu yönetirken, diyetisyen kalori hesabını yapar. Psikolog duygu durumunu düzenler, ergoterapist duyusal bütünlemeyi sağlar. Dil ve konuşma terapisti ise yutma mekaniği üzerine çalışır. Aile de bu ekibin en önemli parçasıdır.
Beslenme sorunlarıyla mücadele etmek, ebeveynler için yıpratıcı bir süreç olabilir. Ancak unutmayın ki bilimsel yöntemler ve sevgi dolu bir yaklaşımla aşılamayacak engel yoktur. Bizler merkezimizde her gün minik adımların nasıl büyük zaferlere dönüştüğüne şahit oluyoruz. Bir çocuğun ilk kez farklı bir dokuya dokunması, bir ergenin bedeniyle barışmaya başlaması bizim için en büyük mutluluktur. Bu süreçte yalnız değilsiniz; uzman ekibimizle birlikte çocuğunuzun ihtiyaçlarına özel çizilen yol haritasında yanınızdayız.
Tabağındaki her lokma, onun dünyayı keşfetme şeklidir; gelin bu keşfi birlikte bir başarı öyküsüne dönüştürelim. Yemek yemek bir savaş değil bir sanattır; özel gereksinimli çocuklarımız için bu sanatı en baştan, sevgiyle ve bilimle inşa ediyoruz. Çocuğunuzun beslenme sorunları sadece bir seçicilik değil çözülmeyi bekleyen karmaşık bir duyusal bilmece olabilir. Beslenme terapisiyle sadece tabağı değil çocuğunuzun geleceğe olan özgüvenini de dolduruyoruz. Yemek zamanları gerginlikten keyfe dönüşsün; rehabilitasyon merkezimizde uygulanan kanıta dayalı yöntemlerle yeme bozukluklarını birlikte aşıyoruz.